Tek suçu poşu takmak olan üniversite öğrencisi Cihan 11 yıl 3 ay hapis cezası alıyor
Devlet 5,5 yaşında ki kızımı ilkokula almak için beni parayla ve okul öncesi eğitimden mahrum bırakmakla tehdit ediyor.
Annelerimiz babalarımız marshall yardımıyla süt tozu, bizler çernobilli fındıkları, bizim bebelerimizde ne idüğü belirsiz sütleri içmek zorunda kalıyor.Devlet eliyle zehirlenme de level atladık.
Aşil sürekli evden kaçıyor artık zapt edemez oldum.Bu gece de yok...yarın sabah çamur içine camda miyavlamaya başlar.
Ali mesleki olarak en zor en çirkin günlerini yaşıyor.Mesleki dayanışma,etik metik hak getire.Kimin kime dişi geçerse.
Fringe in 3. sezonu iyice cozutttu.Yapacak daha anlamlı bir işim de yok ki.
öylesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öylesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Mayıs 2012 Cumartesi
12 Nisan 2012 Perşembe
Ben bilmem beyim bilir.
Bahardan mıdır bilmem?Son günlerde kocama bir haller oldu.Bir mutsuzluk,bir yorgunluk,bir umursamama hali." Ulen bunun altından çıkar bir şeyler ya,dur bakalım" derken 6 yıldır aşağı yukarı her gün yazıştığımız bebeklerimizin embriyo halinden beri dost olduğumuz arkadaşlarımdan Nihanımın kocacığından dert yanmasıyla hepimizin dertleri teker teker ortaya çıktı.Neyse ki bu durum benim kocaya mahsus değilmiş.Meğer bizim kızlarında kocalarına bir haller olmuş.
Bizim kızların genel profiline bir bakarsanız hepsi okumuş yazmış, ayakları üzerinde duran,güçlü kuvvetli azcık da dümdüz kadınlar.Hepimizin evlilik süresi minimum 6 maksimum 13 yıl arasında değişiyor.Yani hepimizin evliliği ilk ateşini kaybetmiş,evlilik dostluk temeline oturmuş halde.
Zaman geçmiş,evlilikler eskimeye yüz tutmuş kadınlarda güçlü olunca, bizim evrimini tamamlayamamış erkek güruhu kendilerinin hala avcılık ve toplayıcılıkla yaşadıklarını sandıklarından, kendilerine muhtaç ben bilmem beyim bilir,evimin direğisin,sinek kadar kocam olsun o da başımda bulunsun diyen kadınlardan hoşlanmaya başlıyorlar.Çünkü kendilerini gençlik günlerinde ki gibi güçlü hissetmeye ihtiyaçları var.Bir kadının onlardan icazet alarak yaşaması" Evett bu ormanın kralı benim" hissiyatı ile yeniden güçlü akıllı hissetmelerine yol açıyor.Daha kestirme yoldan anlatırsak erkekler güçlü kadınlara aşık oluyor ancak evlendiklerinde o zeki güçlü kadınların birer salağa dönüşmesini istiyorlar.Yani üç S kuralı,Sevgi,Saygı,Salaklık:)
Kendilerine taabi olmayan kadınlara ise saygı duyuyor ve neredeyse tüm yükü onların omuzlarına atıyorlar.Ev,iş,çocuk,alınan kararlar hep kadının sorumluluğunda.Bu sırada bizim erkekler ne yapıyor derseniz kendilerine muhtaç korunmaya ihtiyacı olan minicik küçücük sevgilileriyle doludizgin aşklar yaşıyorlar.Bu duruma ise tıp dilinde ise azgın teke sendromu deniyor:)
İşte bu yüzden henüz geç kalmadan tüm kadınlar birleşip topluca salaklaşmaya karar verdik.Taabi olmak iyidir çok düşünmenize gerek kalmaz ,nasıl olsa sizin yerinize birisi düşünüyordur o minicik,küçücük kafanızı yormazsınız.Bu toplu eylemimizde şiarımız ise Ben bilmem beyim bilir.Hadi kızlar azcık salaklık iyidir iyi:)
5 Nisan 2012 Perşembe
Ey hayat,ne güzelsin...
Her yanımız endişelerle kuşanmışken azcık soluk almak için bol bol kitap okumalı.
(Kitaplarımızı düzenlerken bir de sayalım dedik.205 adet kitap....üç yıldır aldığımız meraklı minikler,Tübitak ve diğer aktivite kitaplarını saymadık bile.5 yılda 205 kitap okunmuş Talişe.Milyonlarca kelime duymuş,öğrenmiş.Yüzlerce hikaye dinlemiş.....ne güzel)
Sonra bol bol film izlemek lazım.En yağlısından,tuzlusundan mısırı da aldık mı kucağımıza bak bakalım sıkıntı falan kalıyor mu insanda.
Bol bol kesmeli yapıştırmalı,"Onlara" inat gülmeli,eğlenmeli.
Güneş gözünü kırpmaya başladığı anda sokağa çıkmalı insan,toprağa değmeli eli ayağı....
Hayat böyle daha güzel değil mi?
(Kitaplarımızı düzenlerken bir de sayalım dedik.205 adet kitap....üç yıldır aldığımız meraklı minikler,Tübitak ve diğer aktivite kitaplarını saymadık bile.5 yılda 205 kitap okunmuş Talişe.Milyonlarca kelime duymuş,öğrenmiş.Yüzlerce hikaye dinlemiş.....ne güzel)
Sonra bol bol film izlemek lazım.En yağlısından,tuzlusundan mısırı da aldık mı kucağımıza bak bakalım sıkıntı falan kalıyor mu insanda.
Bol bol kesmeli yapıştırmalı,"Onlara" inat gülmeli,eğlenmeli.
Güneş gözünü kırpmaya başladığı anda sokağa çıkmalı insan,toprağa değmeli eli ayağı....
Sonra sevdiklerimizle vakit geçirmeli.En komiğinden pozlar vermeli
Hayat böyle daha güzel değil mi?
23 Mart 2012 Cuma
Yazacak anlatacak bir çok şey varken kelimeler bir türlü yan yana gelmiyor.Bahar çarptı desem buralara henüz öyle gümbür gümbür bir baharda gelmedi.Çok şey düşünüp hiç bir şey yapmadığım bir dönemdeyim.İşsizim,mutsuzum.Talya'nın okula başlamasıyla atıl duruma düşmüş eşya gibi hissediyorum kendimi.Şu saçma ruh halim geçer mi ki acaba?
Bu depresif ruh halim yetmezmiş gibi bir de diş tedavisine başladım.Maksat acıma acı katmak:)
Talya ise gün geçtikçe babasına daha çok benziyor.Kuralcı,tedbirli,sorumluluk sahibi.Azcık da anana çeksen ne olurdu be çocuğum.Yaramaz,şımarık,sorumsuz:)
Atıl durumda hissediyorum kendimi dedim ya bir işe yarayayım bari diye çocuk doğurmayı bile düşündüm.Sanki 4 yıl sonra bunları yaşamayacağım.Üstüne üstlük 4 yaş daha yaşlı bir kadın olacağım.Ne fenaa.
Türk kadın yazarlarını okumaya başladım.İlk yazarım Pınar Kür.Çok yıllar önce "Bir Deli Ağaç"ını okumuştum.Hala aklımdadır.Oysa okuduğum kitapları,kahramanlarını hep birbirine karıştırırım.Elimde şu an "Bitmeyen Aşk'ı" var.Bitmiyor.....bitemiyor.Araya bir Füruzan, bir de Kristin Hannah sıkıştırdım.Yine de bitmedi.
Bolca film izliyorum.Hatta bir ara abartıp beynim pelte kıvamına gelene kadar film izledim.
Ali ise yoğun çok yoğun.Hastaneden hiç çıkamıyor desem abartmam.Sürekli nöbeti var.Geldiğinde ise ayaklı cenaze gibi.Yorgun,yoğun.Ben yapacak iş bulamazken o soluklanacak ara bulamıyor.Ne ironik.
Velhasılı bir garip insan oldum yine.
Bu depresif ruh halim yetmezmiş gibi bir de diş tedavisine başladım.Maksat acıma acı katmak:)
Talya ise gün geçtikçe babasına daha çok benziyor.Kuralcı,tedbirli,sorumluluk sahibi.Azcık da anana çeksen ne olurdu be çocuğum.Yaramaz,şımarık,sorumsuz:)
Atıl durumda hissediyorum kendimi dedim ya bir işe yarayayım bari diye çocuk doğurmayı bile düşündüm.Sanki 4 yıl sonra bunları yaşamayacağım.Üstüne üstlük 4 yaş daha yaşlı bir kadın olacağım.Ne fenaa.
Türk kadın yazarlarını okumaya başladım.İlk yazarım Pınar Kür.Çok yıllar önce "Bir Deli Ağaç"ını okumuştum.Hala aklımdadır.Oysa okuduğum kitapları,kahramanlarını hep birbirine karıştırırım.Elimde şu an "Bitmeyen Aşk'ı" var.Bitmiyor.....bitemiyor.Araya bir Füruzan, bir de Kristin Hannah sıkıştırdım.Yine de bitmedi.
Bolca film izliyorum.Hatta bir ara abartıp beynim pelte kıvamına gelene kadar film izledim.
Ali ise yoğun çok yoğun.Hastaneden hiç çıkamıyor desem abartmam.Sürekli nöbeti var.Geldiğinde ise ayaklı cenaze gibi.Yorgun,yoğun.Ben yapacak iş bulamazken o soluklanacak ara bulamıyor.Ne ironik.
Velhasılı bir garip insan oldum yine.
17 Kasım 2011 Perşembe
Tekrar
Sanki birileri replay tuşuna basmış gibi hayatımızda. Her gelen gün bir öncekinin tekrarı.Sabah uyan,Talya'yı hazırla Ali'yi işe, Talişi okula yolla.Kahvaltını et,bilgisayar karşısında sabah kahveni ve sigaranı iç.Evi toparla,bitki çayını içerken bir sigara daha.İzleyemediğin dizileri internetten izle.Öğlen yemeğini ye.Bir şeyleri bahane edip kendini dışarı at.Aynı sokaklardan geç,aynı yüzlere merhaba de.Eve gel.Yemeği hazırla.Talya'yı okuldan al.Akşam yemeğini ye.Talya içerde çizgi film izlerken Ali'yle mutfakta sohbet et.O bir kadeh bir şey içerken sen yok de, dayan bu sefer yeşil çaya.Ali ,Talya ile ödev yaparken televizyona takıl.Ödev bitince Talişle vakit geçir 1525865. kere oyunda Talişe yenil.Yatma vakti gelince Talişi yatır dişler, pijama ,hikaye.Ali ile televizyon karşısında uyuklamaya başla.Kendini yatağa sürükleyerek götür.Ve yeniden sabah.........
17 Haziran 2011 Cuma
Özlem
Ben bloga yazmayalı 17 gün olmuş.Sanki aylardır yazmıyormuşum gibi gelmişti oysa.
Geçen 17 güne ölümler,düğünler,dost sohbetler,sevinçler,üzüntüler sığdırdığımızdandır belki.
O geçen 17 gün boyunca minik patili bir yaramaz mı yaramaz bir oğlancık hayatımıza girdiğindendir belki...
Talya ile artık daha da arkadaş olduğumuzdandır belki....
Sebebi her ne olursa olsun görüşmeyeli özlemişim seni be blog;)
Geçen 17 güne ölümler,düğünler,dost sohbetler,sevinçler,üzüntüler sığdırdığımızdandır belki.
O geçen 17 gün boyunca minik patili bir yaramaz mı yaramaz bir oğlancık hayatımıza girdiğindendir belki...
Talya ile artık daha da arkadaş olduğumuzdandır belki....
Sebebi her ne olursa olsun görüşmeyeli özlemişim seni be blog;)
2 Mart 2011 Çarşamba
ŞŞŞT ÇEK ELLERİNİ BLOGUMUN ÜZERİNDEN
Evinden sokağa atılmış da komşunun evine sığınmış gibi hissediyorum şu an.
13 Ocak 2011 Perşembe
SESSİZLİK
Koca kişisinin bir ay kadar burada olmadığını,sadece hafta sonları gelebildiğini söylemiş miydim?Yine geçici görev neyse ki bu geçici görev hali de geçici.Bu gidişi eski gidişleri kadar koymadı bana ya da bana öyle geliyor.Taliş ile şahane bir düzen kurduk o kadar dolduruyor ki günlerimi bir bakmışım ki gün bitivermiş.Ama gece olup ta Taliş uyumaya başlayınca manasız bir sessizlik dolduruyor evi.Bu sessizliğe inat tv açık,pc açık mutfakta radyo açık.Sanki tüm bunlar "O" nun yokluğunu doldurabilir gibi...
"Yeter bilgisayar başında takıldığın" diye söylenen biri olmayınca bilgisayar karşısında vakit öldürmek,bulaşıkları makineye atmak,evi toparlamak,yıkanan çamaşırları katlamak bile manasız geliyor olmalı ki hiç birini yapmıyorum 2 gündür.
Ama Taliş varsa yanımda tüm taşlar yerine oturuyor.Gülüp, tepiniyoruz gün boyu.Sahile inip denizi seyrediyoruz,bisikletle turluyoruz,sinemaya gidiyoruz,kavga ediyoruz.Bu kadar büyüdüğüne inanamıyorum bazen,burada tamda bu ıssızlığın ve yoksunluğun ortasında öylesine iyi geliyor ki arkadaşlığı.Ah be çoçuk iyi ki doğurmuşum seni....
"Yeter bilgisayar başında takıldığın" diye söylenen biri olmayınca bilgisayar karşısında vakit öldürmek,bulaşıkları makineye atmak,evi toparlamak,yıkanan çamaşırları katlamak bile manasız geliyor olmalı ki hiç birini yapmıyorum 2 gündür.
Ama Taliş varsa yanımda tüm taşlar yerine oturuyor.Gülüp, tepiniyoruz gün boyu.Sahile inip denizi seyrediyoruz,bisikletle turluyoruz,sinemaya gidiyoruz,kavga ediyoruz.Bu kadar büyüdüğüne inanamıyorum bazen,burada tamda bu ıssızlığın ve yoksunluğun ortasında öylesine iyi geliyor ki arkadaşlığı.Ah be çoçuk iyi ki doğurmuşum seni....
3 Ocak 2011 Pazartesi
NE UMDUK,NE BULDUK
Talya'nın doğum günü partisinin derdi beni yavaş yavaş germeye başladı.Valla cüceden azcık yüz bulsam parti marti yapmayacağım.Ama çocukum resmen gün sayıyor.Şu pasta işi ise beni ayrıca geriyor.Bir pasta 120 lira olur mu yahu.İçine ne koyuyorlar bu meretlerin de 120 lira ediyor anlayabilmiş değilim.Ama şaşırmamak lazım çocuğumuzun doğum günü pastası bile statü sembolü oldu bu memlekette..Yok şeker hamırı ile kaplıyoruz,yok bebek oturtuyoruz,birde üstüne kuş konduruyoruz hade bakalım.
İnternet derya deniz deyip oturdum pc karşısına, youtube da ne kadar pasta yapım videoları varsa hepsini resmen hatmettim.Aldım bir kere gazı kendim yapıcam bu pastayı-da nasıl yapıcam.Hayatında pasta yapmak adına tek bildiği şey hazır pandispanyanın arasına hazır pasta dolgusunu doldurup, üzerine de hazır kremayı sürmek olan bir kişi bu pasta işini nasıl halleder acep?.Talya ise benim bu hain planlarımdan habersiz Winx li pasta istiyorumm.Stella olsun pastam da diye ömrümü yiyor.En iyisi bir winx bebeği alıp benim pandispanyanın üzerine oturtmak anasını satayım:)
Zor işmiş ebeveynlik işi azizim zor.Bu yaştan sonra pasta bile yaptırıyor adama.
21 Aralık 2010 Salı
KÖŞEM
Bir önceki yazımda kendime,kendimce bir okuma köşesi oluşturduğum dan bahsetmiştim anımsarsanız.Sevgili Berna okuma köşemin bir kaç fotoğrafını eklememi rica etmişti.İşte benim küçük sığınağım.Salonun ortasında hangi mantıkla yapıldığını kestiremediğim,atıl durumda ki kolonun arkasına iliştirdiğim koltuğum.Hemen yanı başında ise konsol olarak kullandığım manevi değerine paha biçemediğim sandığım.
Bu sandığım çok keyifli bir anısı var benim için.Bu sandığı dedem anneme çeyiz sandığı olarak yapıyor yıllar önce.Dedem ilginç bir adam.Sevdiği kadınla yeni bir hayat kurabilmek için hiç bilmediği bir şehre taşınıyor annem küçücük bir bebekken.Güvendiği tek şey ise elleri.Sandık yapıyor önceleri arta kalan zamanlarında ise kemik taraklar.Oradan kazandığı para ile bir bakkal dükkanı açıyor çok sonraları.Ama vazgeçemiyor bir türlü ağaca can verme işinden.Evinin alt katında küçük bir marangoz atölyesi kuruyor kendine.Bizler için küçük sandıklar,tahterevalliler yaptığını anımsıyorum.Birde talaşın ve ağacın o muhteşem kokusunu.İşte bu sandıkta dedeciğimin maharetli ellerinden yadigar bana, tahminen 45 yıllık bir mazisi var.
Sevdiğim şeylere bakmayı seviyorum.Resimlere,minik kaktüsüme,pamuğum gittiğinde ona olan özlemim azalır umuduyla aldığım kedili biblolarıma....
Ve kitabım...ve balonlar her yerdeler her zaman ki gibi:)
17 Aralık 2010 Cuma
BU ARALAR
Bir haller oldu bana yazasım yok, hemde hiç.Blog güncellemelerini bile takip etmiyorum eskisi gibi.Fazla anlam yüklediğimizi düşünüyorum , yabancılaşıyorum.Belli bir süre sonra geçecek biliyorum hep böyle oldu.Daha önce de dediğim gibi ben yaptığı işlerde istikrar gösteren bir tip değilim.Büyük bir hevesle başlar,sonra da uzaklaşırım yaptığım" her ne haltsa" o işten.
Şu an ise örgü örüyorum bol bol.Her kış öğrendiğim ancak her yaz unuttuğum örgüye adadım kendimi.Kızıma hırka örmeye uğraşıyorum beyaz bembeyaz,kalın bir hırka.
Yıllar önce okuduğum bir kitabı tekrar okuyorum.Salonda kendime şahane bir okuma köşesi yaptım.Salonumun ortasında yükselen o anlamsız kolonda bir işlev kazandı böylece.
Antalya ya şahane yağmurlar yağıyor neredeyse her öğleden sonra.Mutfakta camın önünde duran dolaba tüneyip kahvemi içerken yağmuru izliyorum.
Yılbaşı ağacı ise süslenmek için beni bekliyor bir köşede.Her sokağa çıktığımızda elimizde yeni süslerle dönüyoruz eve.
Talya ise kesip yapıştırma işlerinin ustası oldu.Her dem elinde makas,kağıt.Mercimeklerden,makarnalardan çiçekler yapıyor.Duvarlarımızı süslesin diye
.Kısacası slow motion bir hayat sürüyoruz maaile.
***Van Gogh-Tree
10 Kasım 2010 Çarşamba
BOŞLUK
Tam da giderayak hasta oldum.Boğazlarım yanıyor,halsizim.Evi toparlamalıyım diyerek baba-kızı evden kovdum,onlar gittiğinden beri evin içinde bir o yana bir bu yana turluyorum nereden başlasam diyerek.Günlerdir sahile inmedim gidip denize karşı bir kahve mi içsem acaba,başlayamadığım kitabıma da başlarım denize karşı.Ya daaaa sarı pikeme sarılıp aylaklık mı etsem??Öfff ne zor kararlar bunlar azizim...
***Gustav Klimt-Çam Ormanı
8 Kasım 2010 Pazartesi
GEÇEN GÜNLER
Fark ettim ki hayatımda şikayet edilecek,can sıkıcı bir şey yoksa pek de yazasım gelmiyor bloga.Hayat aynı keyifli rutinliğin de.Sabahları maaile yapılan kahvaltılar,balkonda günlük gazeteler okunurken içilen kahve,her gün tekmil verdiğimiz park her şey sıradan,her şey keyifli.
- Talya "eğlenceli bir şey yapayım mı annecim" diyerek geziniyor.Onun için eğlenceli şeyse winx clup seyretmek.Winx saplantısı bu boyuta nasıl geldi hayretler içinde izliyorum.Her şey anneannesinin Talya'ya winxli bir pike takımı hediye etmesiyle başladı.Ardından kuzeninin Talişe winxli bir cüzdan alması ve benim odasına winxli bir tül diktirmemle devam etti.Ancak çizgi filmini izlemediği için çok da anlamlandıramamıştı başta bu kanatlı perileri.Digitürkü iptal ettirince es kaza kanallar arasında bulduğum d çocuk da çizgi filmini izlemesiyle kelimenin tam anlamıyla büyülendi.Şu an ise her allahın günü winx seyredebilmek için kendini ve bizi paralar halde.Vizyonda olan çizgi filmine götürüp de bu hayranlığı pekiştirmemek için Talya'nın tacizlerine göğüs geriyorum 29 ekim gününden beri.
- Konuşurken çok ilginç kelimeler seçer oldu.Konsantre olmak,rencide olmak gibi.Cümle içinde kullanışı ise beni bile şaşırtıyor.
- İspanyolca 5 e kadar saymayı öğrenmiş.Öğrenmiş diyorum çünkü ben sayana kadar bu durumdan haberdar bile değildim.Ama olay esnasında fena halde tırstığımı söylemeden geçmeyeyim.Oyuncakları ile oynarken Talişden şöyle bir ses geldi;un,dos,tres,cuadro,sinco ...hayır ricky martin sebebiyle üç beş kere un dos tres demişliğim vardı oradan duydu desem ııhh sanmam.Çevremde ispanyolca bilen kimsede yok ee bu çocuk nereden öğrendi yoksam benim cücük eski hayatında ispanyol muydu diye tırsarken ,talişden beklenen cevap geldi.Dora dan öğrenmiş meğer ispanyolca saymayı birde çizgi filmlere kötü derler yahu yalan efendim külliyen yalan:)
- Dediğim gibi her gün istisnasız parkta alıyoruz soluğu.Neyse ki havalar hala güzel de doya doya oynuyor Taliş.Ama benim için aynı eğlenceli hal söz konusu değil.Antalya'nın Rus popülasyonunun fazla olduğu bir semtte oturuyoruz ne yazık ki.Bu durumdan neden mi şikayetçiyim, arkadaş ablalar resmen taş.Etrafım sarışın,mavi gözlü ebru şallı kıvamında vücutlarla etrafta salınan annelerle ve onların çıtı pıtı evlatçıklarıyla dolu.Parkın cafesinde ki tek besili anne ben ,oyun alanında ki tek besili çocuk ise Talya.Bu taş ablalar sayesinde evde sıkıyönetim ilan edip, inekler gibi beslenir oldum yulaf ezmesi yiyip,sebze haşlıyorum 10 gündür.
28 Ekim 2010 Perşembe
ALIŞVERİŞ
Kitaplar hakkında en ufak bir fikri olmayan adamlar mümkünse kitapçılarda çalışmasın yahu.Haa bir de gülmesini bilmeyenler tabii ki.Ben avm lerden,hiper,ultra marketlerden alışveriş yapmaktan oldum olası hazzetmem.O koca avmlere sabahtan demir atan,market alışverişinden,sinemaya,kıyafet alışverişinden,bebeleri eğlendirmeye iki palyaço iki boya kalemi,oradan mc bilmemneye tıkınmaya giden ortalama amerikan ailelerine benzetmeye çalışıyorlar inatla hepimizi.
Talya ya kışlık bir palto ve bir kaç kitap almak için, o hazzetmediğim ancak alışveriş yaptığım mağazanın tek şubesinin orada bulunmasından dolayı mecbur kaldığım o meşhur avm lerden birine gittik analı kızlı.Paltoyu beğenmedik,beğendiğimiz ise pahalı geldi vs.. derken kitap alışverişi için D&R a gittik Talişle beraber.Her zaman ki gibi çalışanlar barut fıçısı,suratlar bir karış neredeyse niye geldiniz diye kafa göz girişecekler insana.Talişle çocuk bölümündeyiz, Taliş kitap seçiyor aralar zaten oldukça dar çalışan personelin biri totosuyla Talişi ittirerek hatta çarparak aradan geçmeye çalışıyor.Ulen insan bir izin ister olmadı pardon der ne bileyim... vurdun geçtin bir dön de bak neye çarptın değil mi, ama yok umarsızca yanı başımızdan gelip geçiyor.Olayın şokundan basiretim bağlanmış halde öyle bakakalıyorum bende, yoksa feci dalacağım çocuğa.Taliş olayın farkında bile değil allahtan ,bir kaç kitap seçip kasaya geçiyoruz.Kasa da ise aynı sevimsiz yüz ifadesiyle ablanın biri ağzından bir kelime bile çıkmadan parayı alıp,poşetimizi elimize tutuşturuyor.Her D&R çıkışında olduğu gibi içimden söve söve mağazayı ardından da avm yi arkama bakmadan terk ediyorum.
Şaka gibi derler ya aynen öyle.Alışveriş yaptığım iki D&R mağazınında da personelinin tutumu aynı,sevimsiz,soğuk merak içindeyim bu sevimsizlik Antalya D&R larına mı mahsus yoksa şirketin genel düsturü mü bu?
20 Ekim 2010 Çarşamba
UZAYLI ANNE KİMDİR?
Çok eğlenceli bir yazı dizisine başladı "Blogger Analizleri,Meslekler ve İnsanlar"Bugünün şanslı bloggerı bendenizdim.Başlarken bu kadar eğleneceğimi tahmin etmemiştim inanın ki.Okurken nasıl bir kahkaha attıysam içeriden koca kişisi ne oluyor yav diyerek içeri daldı.Blog dünyasına mesafeli durmasıyla bilinen koca kişisi bile mest olduysa başka da bir şey demem artık;)
Bu yazı dizisi gelen yoğun isteğe bakılırsa 2013 yılına kadar devam edeceğe benzer.Eee ne demeli o zaman aklına,yüreğine,kalemine kuvvet Syrakusa....
9 Ekim 2010 Cumartesi
BUGÜN
Sabahın kör bir vaktinde indik sahile Talya ile beraber.Önce kendimizi ardından ayaklarımıza dolanıp duran minik kedicikleri besledik.Ben çayımı içip gazetelere göz gezdirirken Taliş sahilde binbir özenle taş toplamaya koyuldu.
Topladığı taşları şapkasının içine doldurup boyanmak üzre anne çantasına konuşlandırdı:)
Yanından ayırmadığı "çikolata bebeğine" deniz keyfi yaptırdı,paçalarını ıslatma pahasına
Bomboş kumsalda şezlonglara uzanıp kuşları seyrettik uzun uzunnnn
Mecburi istikamet çocuk parkından sonra sıcacık evimize attık kendimizi.Dingin, mutlu ve keyifli
Not:Yeni evimizdeyiz artık.Yeni ev,yeni umutlar,yeni bir hayat....bu ev hepimize iyi gelecek.......hissediyorum:)
28 Eylül 2010 Salı
TAŞINIYORUZ
Taşınma dolayısıyla kapalıyız;) en kısa zamanda görüşmek ümidiyle.....
Yavrulara ve kendinize iyi bakın bana da bol şans dileyin olur mu?
17 Eylül 2010 Cuma
YENİ KAYIT
Yazacak yüzlerce şey var kafamın içinde.Ama ne hikmetse yeni kayıt sayfası karşıma çıkınca kilitlenip kalıyorum.Size saatlerce Allianoi nin sular altında kalışından duyduğum acıyı anlatabilirim.Ya da en sevdiğim mevsimin gelişinden dolayı yaşadığım sevinci,okuduğum kitaptan bahsedebilirim size,Talya ile yaptığımız keki bile saatlerce anlatabilirim yada bunların hepsine boş verip saçmalayabilirim geçmişe ve geleceğe dair...
Dedim ya anlatacak o kadar çok şey var ki kafamda bir düzene koyup kelimeleri yanyana getirebilme yetisi bana bu gece biraz uzak sanırım.
En güzeli Talya ile yaptığımız bir kaç çalışmayı ekliyeyim.Ne de olsa kendi halinde bir anne-çocuk blogu burası değil mi konsept dışına çok da çıkmamak lazım;)
Çalışmamızın teması sonbahardı.
Talya ise guaj boyaları ile kendi temalı çalışmasını yaptı Ve resmine ilkbahar adını koydu
ve sonbahar ile ilkbaharın aşkı....
16 Eylül 2010 Perşembe
GECİKMİŞ İTİRAF
Evet itiraf ediyorum ben bağımlı oldum.Her gece ev ahalisi uykuya daldığında , nutella kavanozunun başında buluyorum kendimi.Kavanozun dibini her görüşümde ise bu sondu,artık bu eve nutella giremez diyerek vicdanımı rahatlatmaya çalışıyorum. Peki başarılı olabiliyor muyum?Tabii ki HAYIR
.Çok değil 2 gün sonra koca bir nutella kavanozu daha alınıyor eve.Ben ise;
-bu son kaşık ,yok buu bu son
-yok yaa az yiyorum bak sadece kenarlarındaki kalan çikolataları alıyorum diye diye kavanozun yarısını mideye indiriyorum.
Ama bu sefer söz.Bu biten kavanoz sondu ,artık bu eve nutella giremez ...vallaaa....ama şimdi dibinde azcık kalmıştı atayım da ziyan mı olsun canım onu da kaşıklıyayım son... alla alla cidden son yaa
Resmin orjinal hali için tık tık
***Fernando Botero
Resmin orjinal hali için tık tık
***Fernando Botero
7 Temmuz 2010 Çarşamba
TEMMUZ
Keyifsizim,tatsızım son bir kaç gündür. Dedemin ağırlaştığının haberini aldım.Son günlerin de yanıbaşında olabilmek için tüm aile dede evinde toplandı-ben hariç-O koca cüsseli adamın,minicik kalışını,gözlerindeki o çaresizliği görmemek için gitme işini erteleyip duruyorum-elimden geldiğince-.İstiyorum ki en son gördüğüm gibi anımsayayım dedemi. Her zaman olduğu gibi bakımlı,her zaman olduğu gibi yakışıklı....güçlü...
Bu keyifsizliğimin üstüne bastıran sıcaklar da eklenince iyice zıvanadan çıkmış haldeyim.Talişle biten balayımızı da unutmamak lazım.Salonun ortasında koca bir şişme havuz,o yetmezmiş gibi parktan toplayıp binbir özenle eve taşıdığı bir kova kum,oyuncak yığınları ve üçlü kanepede mayışmış tansiyonu 80-50 ye düşmüş kolunu kaldırmaktan aciz ben...son günlerde ki halimizin özeti...
Geleceği söylenen yağmurları bekliyorum umutla,enerji toplamak "ulen her şeye rağmen yaşamak ne güzel"diyebilmek için...
***Joan Miro
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






























