hastalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hastalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2012 Salı

Son havadisler

Hayatta ki her şey üst üste mi gelir?Söz konusu olan kişi bensem EVET.Bu ayın içinde annemin tıkalı damarları için kontrol anjiyosu,babamın katarakt ameliyatı,ablamın bitmeyen diş tedavisi ve Mehmet Ali'nin mesane tümörü kontrolleri ve ve Talya'nın daha ne yapacağımıza karar veremediğimiz okul durumu...Tüm hayatımız kocaman bir belirsizlik hali.
İşte bu sebeptendir sabahlara kadar gözümü kırpmadan,yatağın içinde debelenmem.
Bu belirsizlik içinde hiç mi güzel şey olmuyor,ey depresif uzaylı ana derseniz.Olmaz mı yahu.Mesela ilk süt dişlerimiz düştü.Öyle sevimli oldu ki kuzu


Yanında ki dişi de düşünce yeniden peltek peltek konuşmaya başladı.
Bayram dönüşü tüm kuzenlerini bizim evde misafir ettik.Yaş ortalaması 17,15,ve 14 olan üç atarlı ergenle öyle mutluyduk ki.Ali ile genç yaşta evlenip,arka arkaya bebeleri sıralamadığımıza eşekler gibi pişman olduk.Ve bu sürede öğrendik ki "tek çocuk zor çocuk"Bir hafta boyunca Talya neredeyse hiç bize zorluk çıkarmadı.Bende fırsat bu fırsattır deyip Game of Thorens un tüm bölümlerini  izledim.
Talya kuzenleri ile babasıyla ilk defa kamp yaptı. İki gece Salda gölüne kurdukları çadırda kaldılar.Ben mi?Bilindiği üzre ben gayet komformist bir insan olduğum için,iki gece boyunca evde yalnız olmanın saadetiyle    evde o koltuk senin,bu kanepe benim geniş geniş yayıldım.
Aşil avcılık ve atıcılık konusunda level atladı.Bu ev bahçeli olunca bizim sarı kızı evde tutmanın imkanı kalmadı.Ancak bahçe sınırları ile yetinemeyen özgür ruh,bastıramadığı avcılık dürtüsüyle,hayatı bana zindan etmeye başladı.Sanırsam yüzbin milyon kere yazmışımdır hayatta ki tek fobimin kuşlar olduğunu.Bunu bilip de bana oyun edermişçesine,gece balkon kapısını açmak suretiyle dışarı çıkıp,yakaladığı güvercini öldürüp, kazandığı zaferi bana göstermek için ölü kuşu yatak odamızın,benim yattığım tarafına bırakmaya başladı..(Nasıl bir cümle kurmuşum okurken yoruluyor insan)Sabah gözümü açtığımda ilk gördüğüm manzara halımın üstünde yatan ölü bir güvercin ve korkudan çılgına dönen bir uzaylı ana.....Bilmiyorum ki bana bunları bilip bilip mi yolluyorsun ey allamm.
Kısacası hayatımız üzüntüler,korkular,eğlenceler ve belirsizliklere rağmen öyle ya da böyle devam ediyor.

İşte burada da bizim melek görünümlü kuş katili


23 Şubat 2012 Perşembe

Erken evre...

Beklenen haber,hiç beklenmedik bir zamanda geldi.Hepimizin içine su serpti.Umutlarımızı yeşertti....



12 Şubat 2012 Pazar

Şimdi hiç sırası değil

Geldik, aldığım hastalık haberi yüzünden bir türlü elim klavyenin tuşlarına gitmedi.Oysa ne güzel bir tatil olmuştu.İstanbul da kara doymuştuk.Hatta kuzum sitenin çocuklarıyla naylon poşet üstünde yokuştan kaymayı bile öğrenmişti.Ellerimizde sahlep fincanları keyifle kız kıza takılmıştık annem ablam Ecem ve Taliş....
Uçağımızın iptal olması bile keyfimizi kaçırmamıştı.Buzul şehirden zor bela evimize gelebilmiştik.
Tek derdim evi dağıtan aşilin yaramazlıklarının olduğu bir gün aldım hastalık haberini.Oysa hiç benim çevremde birinin başına gelmez sanıyordum ne garip.34 yaşındaydım ve şükürler olsun ki çok büyük bir acı ve kayıp yaşamamıştım.Hayatımda her zaman hastalıklar olmuştu.Ama kayıp.....yok olmadı olmamalı....
Yine olmayacak biliyorum.Sıralı gelecek,ama şimdi hiç sırası değil.Daha kutlayacağımız mezuniyetler,kasap havasında birbirimizin ayağına basacağımız düğünler,doğumhane kapısında heyecanla bekleyeceğimiz günler gelecek....biliyorum.

1 Aralık 2011 Perşembe

Vicdan azabı



Ben size demedim mi bende ki bahtsız bedevi kaderi diye.Şuraya taşındığımızdan beri tekke bekler gibi evi beklerim,hiç bir şey olmaz Günler ağır aksak aynı tek düzeliğinde geçer.Ben" ay darlandım az biraz alışveriş yapayım araya  da bir sinema sıkıştırayım" derim.O gün Taliş hasta olur.Okuldan ararlar.Ben sinemada sabahlar olmasın diyerek keyifte olduğum için ulaşamazlar.Ulaşsalar bile 45 dakikalık mesafede olduğum için sonuç değişmez.Acilen koca kişisine ulaşılır.Film arasında koca kişisi" Merak etme Taliş yanımda yatıyor hastanedeyiz sen keyfine bak" dese de içim rahat etmez.Taksi ararım sanki Burdur'un tüm taksileri söz birliği etmiş gibi ortalarda görülmez.Bir saatlik azaplı yolculuk sonrası hastaneye ulaşılır babasının odasında hemşire ablasıyla boya yapan kuzuya sarılınır.Vicdan azabı had safhaya ulaşmıştır.Sanki herkes" cık cıkk çocuğu hasta kadın sinema keyfinde" der gibi baktığı düşünülür.Karşımıza çıkan herkese" Ay vallahi sabah hiç bir şeyi yoktu.Öyle olsa bırakır da sinemaya gider miydim" diye abuk sabuk açıklamalar yapılır.
Tüm gece boyunca kah ateşlenen,kah kusan kuzunun başında beklenir.Annelik ömür boyu geçmeyen vicdan azabıdır.Keşkelerin hiç bitmez diyen ablaya hak verilir.Sen hasta bir çocuğa bakmayı çok iyi bilen bir annesin diyen kuzuya ise bir ömür verilir.

18 Ağustos 2011 Perşembe

Diyabet



Hayatının herhangi bir döneminde bile  incecik olma becerisini gösterememiş kadınlardanım.60 kiloyken de tombul dururdum .... kiloyken de.Bunu kendime çok da dert etmiş değildim ta ki  bir kaç hafta öncesine kadar.
Ali'nin ablasında diyabet çıktığını öğrenince evde atıl şekilde bulunan ölçüm cihazını ona vermek aklımıza geldi.
Vermeden önce sırf meraktan şekerimi ölçmeye kalktım.Tokluk şekerim 142 çıkınca önceleri çok da kafaya takmadım E ee üst sınırda sayılırdı ama çok da tehlikeli bir durum değildi bence.
Asıl panik sabah açlık şekerimi ölçünce ortaya çıktı.160 .....Nasıl yani alette bir bozukluk olmalı diye bir kaç kere daha ölçüm yaptıysam da sonuç üç aşağı beş yukarı birbirinin aynıydı.O gün sinirden ve panikten veliefendi hipodromundan az küçük salonun tüm camlarını silip tüm perdelerini yıkamaya adadım kendimi.Arada ise ölçüm yapıyor çıkan sonucu gördükçe daha hırsla parlatıyordum camları.
Ali ise çıkan sonuca şaşırmadığı söyleyerek beni daha da sinirlendirdi.Ama düşününce haksız da sayılmazdı Annem kendimi bildim bileli diyabet hastasıydı.Bu hastalık annemden 45 yaşında görme yetisini elinden almış.59 yaşında kalp damarları tıkanmış yine bu lanet hastalık yüzünden byypass ameliyatı bile olamamıştı.
Amcam,anneannem de yıllarca bu hastalıkla mücadele etmişlerdi.
Tüm bu kötü genetik mirasın yanında verilmesi gereken 20 kilo da olunca benim diyabetle karşılaşmam çok da şaşırtıcı değildi.Asıl sinir bozucu olan şey ise açlık şeker oranımla tokluk kan şekerimin arasında ki farkın çok çok az olmasıydı hatta bazı günler tokluk kan şekerim açlık şekerimden daha bile düşük çıkıyordu.Buda demek oluyordu ki benim her sabah 6 sularında insülin pompalaması gereken caanım pankreasım yeterli insülini pompalamıyordu.Kısacası insülin direnci gösteriyordu.
Verilen kanlar,her allahın günü 4 kere delinen parmaklar ve başlanan ilaç+diyetle bu sabah itibariyle açlık şekerimi 108 lere kadar düşürmeyi başardım.Bunun kolay olduğunu düşünüyorsan çok pis yanılıyorsun sevgili okur.Ev zayıflama kampı gibi.1 Haftadır ağzıma işlenmiş şeker ve karbonhidrat almadım.Bol şekerli kahvemin yerini yeşil çay aldı.Meyvelerde ki şekeri bile hesaplar haldeyim.Aç uyumayı öğrenmeye başladım.Her akşam bir şeyleri bahane edip sahile yürümeye gidiyorum.Kendimi nasıl mı hissediyorum?Şanslı....hemde çok şanslı.Eğer rastgele bir şekilde kan şekerimi ölçmek durumunda kalmasaydım diyabet yavaş yavaş vücuduma yerleşecek ben onun varlığından haberdar olana kadar sinsice bana zarar vermeye başlayacaktı.
Şimdi diyabetle yaşamayı öğrenmeye çalışıyorum.Bakalım 3 ay sonra ilişkimizin boyutu ne durumda olacak:)

11 Ağustos 2011 Perşembe

Buralarda değişen bir şey yok

Dışarısı gölgede 40 derece sıcakken soğuk algınlığı geçirmeyi başaran o bahtsız bedevi benden başka kim olabilir ki.Antalya yanıyor ben yanıyorum ateş,burun akıntısı,kızarmış bir boğaz ve aldığım ilaçların etkisinden midir nedir bilinmez sürekli bir uyku hali.Olayın vahametini bir de şöyle anlatayım dün gittiğim sinemada gözüm açıkken gördüğüm ilk şey teaserlar son gördüğüm ise filmin kapanış jeneriğiydi.Arada full uyumuşum:)Ey insan evladı madem bu kadar hastaydın sinemada ne işin var diye sorarsanız 4,5 yaşında dediğim dedik öttürdüğüm düdük diyen bir çocuğunuz olmadığını varsayarak sorunuzu görmezden gelmeyi yeğliyorum efem.
Ama hala aklım almıyor, nasıl o denli ağır uyuduğumu ve Talişin beni nasıl uyandırmadığını.İşte bu yüzden filmle ilgili iki kelam edemiyorum ama Talişe sorarsak film süpermiş en komiği de azmanın gerçek bir kedi olmasıymış.
Her şeyi anlatmaya yine  sondan başladım değil mi?Biraz geriye doğru gidersek bu arada tek hastalananın ben olmadığımı da öğreneceksiniz.Taliş de klasik bir yaz hastalığı geçirdi görüşemediğimiz günlerde.Otit externa yani başka bir deyişle yüzücü kulağı.Babasının havuza girmeyin haykırışlarını duymadan gelip havuza çift salto,çivileme.bodoslama dalmak suretiyle kendini yine hasta etti kuzucuk.Doktor amcasının banyo suyu bile yasak artık deyişiyle bizim için kabus başladı.Evde misafirliğe gelen sebi sübyanın havuzun,denizin gözüne vurup  her allahın günü yosun tutana kadar suda kalmasını izlerken Talişi zaptetmek hepimizi bayağı zorladı.
Tedavisinin 3. günü ağrısı azalmış su aşkı daha da  artmıştı.Bizde ağrısının azalmasını fırsat belleyip 10 kişilik bir ekiple köprülü kanyonda raftinge gittik.Başta Taliş nasıl tepki verecek,korkacak mı diye tedirgin olsak da Talişin botun içinde ki sevinç çığlıkları hepimizi rahatlattı.3,5 saat boyunca botun içinde kah kürek çekti kah bize kaptanlık yaptı.
Geçen günlerde yine misafir ağırlandı sabahlara kadar kağıt oynandı.Misafirler yolcu edildi.Bayramda İstanbul a gitme planları yapıldı.Veee en önemlisi Taliş okula kaydoldu.12 eylül de yine yine yeniden kuzu okullu olacak..
Okula çocuğunu kaydettirip okuldan gözleri dolu dolu çıkma becerisine sahip ebeveynler olarak tarihe geçtiğimizi söylersem nasıl heyecanlı olduğumuzu anlarsınız sanırım.Hayır ilk defa da gitmeyecek ki okula nedir bizde ki bu duygusallık bilmem.

Şimdi izninizle akan burnumu da alıp yavaşça yatay pozisyona geçmek üzere buraları terk ediyorum.Malum yatmadan ,dinlenmeden geçmiyor bu lanet hastalık.

31 Mayıs 2011 Salı

Ateş,antibiyotik ve doktorlar

Yaz geldi yaşasın diye sevinç çığlıkları atarken Talya'nın hastalığı ile toto üstü çakılmış haldeyim.Oysa hafta sonu için şahane planlarımız vardı.Kuzenler,hala kısacası maaile hep beraber deniz,güneş,kum,bol gıda yüklemesiyle o koca cüsselerimizi tatil moduna sokacaktık.Şimdi düşünüyorum da Talya cuma akşamı hastalığın ilk sinyallerini vermişti de ben anlamamakta ısrar etmişim.Taştan yumuşak her şeyi yiyebilme kapasitesine sahip olan kuzucuk akşam yemeğini tarihte bir ilk yaşatarak yemek istememiş Vipo'yu seyrederken koltukta uyuyakalmıştı ki buda 4,5 yıllık ömründe sayılı yaşanan anlardandı.
Anne-baba ise balık-rakı ikilisinin büyülü cazibesine kendilerini fazlaca kaptırmış olduklarından tüm bu sinyalleri görememişlerdi.Ta ki bir kaç saat sonra kuzucuk 39,8 derece ateşle ağlayarak uyanıncaya kadar.Sonrası ise tam bir karmaşa ılık duşlar,şuruplar ağlamalar uykusuz bir gece yapılan her müdahaleye rağmen düşmeyen inatçı bir ateş.
Ertesi gün ateşin azalacağını tüm kalbimle ümit etmeme rağmen ateşi 40.5 leri görünce en yakın hastaneye atıverdik kendimizi.Yapılan muayene sonrası doktorun her zaman ki umarsızlığı ile elime verdiği antibiyotik reçetesini görünce beynimden vurulmuşa döndüm.Sabah klinik muayenesini yapan Ali boğazlar temiz görünüyor en güzeli kültür aldırmak demişti oysa.Toplamda 5 dakika süren muayene sonrası boğaz enfeksiyonu teşhisi koyan doktora kültür aldırmak istediğimi söyleyince,
-E peki olur ama yinede siz antibiyotiği kullanın boğazların durumu çok kötü?Biraz önce bir çocuğumuz havale geçirdi aman dikkat, diyerek iyice beni korkuttu.Her tırsık anne gibi antibiyotik şişesi elimizde dönüverdik eve.İlacı içirmek ise resmen zulüm.Taliş kaçar biz kovalar:(
Ertesi gün ise Talişin ateşi tamamen düşmüştü.Keyfi yerinde koşuyor oynuyor .....içimden bir ses biz bu antibiyotiği boşuna veriyoruz daha ilk dozdamı etkiler bu meret dese de fikrimi dillendirmemeye çalışıyorum.Malum evdeki doktorun mottosu tüm meslektaşlarım kardeşlerimdir.Elimde sağlam bir kanıt olmadan kardeşlerine! pek laf ettirmez.Neyse ki çok beklemeden  kanıt geliyor.Yapılan tahlile göre "normal boğaz florası üremesi görüldü"
İşgüzar bir doktorun yanlış teşhisi ile iki gün boyunca çocuğuma antibiyotik vermiş olmanın kızgınlığı ile  yersizce Aliye patlıyorum.Sonrasında kendime....ardından pembe tütüsüyle ortalıkta zıplayan kızıma takılıyor  gözüm tüm kalbimle şükrediyorum.

17 Mart 2011 Perşembe

BİR BEN MİYİM PERİŞAN...


Sen misin yalancı bahara kanıp kendini temizliğe vuran.Tansiyon yerlerde hatta öylesine yerlerde ki şu koca cüsseyi bile yere yapıştırdı.Uykuda bile insanın başımı döner yahu.Benim dönüyor.Esasen her daim düşüktür tansiyonum 100-60 civarında gezer durur.Bu sefer nasıl salladıysa artçıları hala devam ediyor 80-45i gördüm.Eee doğal olarak fena sarstı beni.Hayır öyle nazenin bir hatun da değilim amma bu koca cüssemin altında minnak bir kız çocuğu varmış demek.Tuzlu ayran içmekten bulanan midemi,her dem iyi olan kafamı saymazsak daha iyi gibiyim.
Koca kişisinin hastaneye gidelim baskılarını geri püskürtüp Talya'yla beraber evden kovaladım.Giderken "ayaklarını yüksek bir yastığa daya, yat" diye milyon kere uyaran kocaya inat, kahvemi alıp pcnin karşısına koyuldum.Yetmedi birde sigara yaktım.Kafam olmuş bir milyon kim takar;)

***Portakallı evimizin arka terasasından bahçemiz.

4 Mart 2011 Cuma

KABUS BİTTİ

"Üreme olmamıştır"

BİTTİ.....derin bir ohhh çekiyoruz ailecek.Sonunda, şu malum lanet bakteriyi hayatımızdan,vücudumuzdan çıkardık.Sonsuza kadar adını duymak dahi  istemiyorum.Kuzu sağlıklı,keyfi yerinde.....ben mi? Üzerimden sanki tır geçmiş gibi yorgun ama HUZURLU.....

28 Şubat 2011 Pazartesi

BİR GARİP AŞI HİKAYESİ


Talya'nın son dönemde ki makus kaderi oldu enjeksiyonlar.Tam derin bir soluk almışken, kuzeninin  bir anda döküntülerinin başlamasıyla kabus geri döndü Oysa keyifli bir hafta sonu yemeği için yan yana gelmiştik.Özgür biraz keyifsizdi, arada yanımıza gelip benim ateşim mi var? diye soruyor, tüm aile meclisi tarafından ellenerek yok yok gayet iyisin yanıtını alıyordu.Biraz sonra kıpkırmızı döküntülerle odaya girdi yavrucak "ben kızamık oldum galiba"!!!!Nasıl yaa.....evet evet çocuğun vücudu basbayağı kıpkırmızı döküntülerle doluydu.Hem sağlık bakanlığı da salgın olabilir dememiş miydi?Ali yok yahu panik yapmayın kızamık olmayabilir daha belli olmaz dese de biz teşhisi koyduk bile.Yok şekerim kızamık bu:)
İçim içimi yiyordu.Ya Talya'ya da bulaştıysa....saatlerce aynı odayı paylaştılar,aynı havayı soludular,öpüştüler,koklaştılar....off offff
Ali ısrarla ya panik yapma su çiçeği olabilir daha döküntüler tam oluşmadı bekle dese de soluğu Aile Sağlığı Merkezinde aldım.Yazık kocam da huyumu bildiği için benimle savaşmayı bırakmış"Ne halin varsa gör "modunda ."Bulaşı riski var 72 saat içinde aşıyı olmalıyız" diyerek ikinci doz KKK aşımızı olduk
Aşıdan sonra elimizde dondurmalarımız evin yolunu tutmuştuk ki telefonum çaldı.
-Hastaneden geldik Gülaycığım,Özgür suçiçeği geçiriyormuş....
-Su çiçeği mi!!!!!!!!!nasıl yaaaaa hani kızamıktı...............
-Efendimmmm
-Haa yok çok sevindim geçmiş olsun.Hani kızamığa benziyordu da ben oradan şeyettim( ömrümde kaç tane kızamık vakaası gördüysem)
Şimdi ben sana demiştimlerle,benim hekimliğimi sınamalarla,sen annesiysen ben babasıyımlarla uğraşmak için yeğenini görmeye giden Ali'yi bekliyorum.Bitmez bu gece bitmezzz.

25 Şubat 2011 Cuma

ZOR GÜNLER


Bir haftalık kabus bitti.Her yeni günü bir önce ki gününden daha zor geçen,ajitenin sınırlarını zorladığımız 6 koca günlük iğne maceramız BİTTİ.
Öylesine zordu ki,öyle insanın içini acıtıyordu ki.Kuş gibi çırpınan kızımı ikna etmek,Onun,iğneden bizi vazgeçirebilmek için yalvarışlarını dinlemek.Gözyaşları sicim gibi akarken,soğukkanlılığımızı korumaya çalışmak.Öylesine zordu ki....
Çoğunlukla iğnelerini Ali yaptı,Ali'nin nöbetçi olduğu günler hemşire ablaları.Kızı en ufak ateşlense bile eli ayağı birbirine dolaşan bir baba için,enjeksiyon yapmak ne zormuş.İlk günler Talya ağladı, Ali göz yaşlarını sakladı..Ben mi?Ağlamadım, mideme giren sancılara rağmen ağlamadım.Küçük sürprizler hazırladım her sabah ve her akşam.Sustum... Susabileceğim,dayanabileceğim o son noktaya kadar sustum.Ta ki iğne olmamak için sinir krizleri geçiren, ağlayan, yalvaran kızımın gözlerinde ki çaresizliği görene kadar....
Ama işte bitti.Dün son iğnesini olan kuzuyla beraber evde bir parti verdik.Onun sağlığı şerefine kaldırdık bira ve meyve suyu kolu kadehlerimizi.
Şimdi kulağı için hazırlanan antibiyotikli solüsyonun bitmesini bekliyoruz.Günde 3 sefer kulağını yıkadığımız ilacımız da bitince,tekrar yapılacak teste göre derin bir nefes alacak,tekrar yaşamamayı dilediğimiz ,kötü bir anı olarak anımsayacağız bugünleri.
Şimdi tek yapabildiğimiz şey beklemek ve en güzelini ümit etmek....


   

***Kandinsky nin bu resminin kötü bir reprodüksiyonu vardı hastanenin enjeksiyon odasında.Her odaya girişimizde Talya'nın dikkatini dağıtmak için, anlamayacağını bile bile resimle ilgili bir şeyler anlatıyordum bıkmadan, usanmadan.Kandinsky kimdir,soyut resim nedir:)
İğneler bittiğinde soyut resim nedir? diye soran babasına; "Anlatmak istediğimizi farklı şekilde anlatarak resim yaparız ya işte bu soyut resimdir"diyecek kadar,resim bilgisine sahip oldu kuzucuk:)

19 Şubat 2011 Cumartesi

HİJYEN CANAVARI


Lohusalığımdan beri içimde uyuttuğum canavar uyandı.Ali'nin nöbette olmasını fırsat bilip kendimi mikroplarla savaşa adadım.Sanki Talya bu bakteriyi evden kaptı.Ama yok ölsün mikroplar diyerek psikoya bağladım bir kere ne dersen de, ne dersem diyeyim basit bir kaç temizlik kazası ve zehirlenmesi yaşamadan bu canavarı durdurmamın mümkünü yok.
Operasyon ilk olağan şüpheli olan kum eşyalarının dezenfekte süreci ile başladı.Az uz da değilmiş lanet şeyler 3 takım kova seti,kamyon,kepçe,el arabası,kalıplar..vs çamaşır sulu küvette 1 saat bekletilip ardından fırça ile renkleri solana dek fırçalanarak dezenfekte edildi.Ve derin bir soluk alındı.
Bir sonraki adımda peluş hayvancıkları gözüme kestirdim.Artık kaçarı yoktu,bana sevimli sevimli bakmaları bile çamaşır makinasında,elyafları dışarı çıkana kadar yıkanmalarına engel olamadı.
Ardından tüm evi anneanne usulü dizler üstünde bol çamaşır suyuyla silerek,yatana kadar mikroplu  olduğunu sandığım her yeri temizleyerek , operasyonunun ikinci  ayağını da,deterjan ve çamaşır suyundan tahriş olmuş eller ve tutmayan bir bel zayiatı ile  tamamladım.
İçimde ki canavar uyanmıştı bir kere,en yakın markete sürünerek gidip bilumum el dezenfektanı,hijyen zamazingosu,hatta abartıp hijyenik el sabunu da,Taliş büyüyünce yükü azalan emektarım kol çantama konuşlandırıldı.
Akşam yemeğinde ise iyice kayışları sıyırmış olduğumdan Talya'nın en sevdiği çorba olan mercimek çorbasının içine,enginar,havuç ve brokoli katarak,tehdit,şantaj,rüşvet ve tüm bildiğim üç kağıtlıkları ardarda sıralayarak çorba içirdim.Maksat bağışıklığı artsın.Hayatı boyunca bir daha mercimek çorbası görmek bile istemeyecek korkarım.
Ameliyathane hijyeni sağladığım evden dışarı çıkması kuzucuk diye balkona çadırını,salıncağını,oyuncaklarını taşıyarak küçük bir oyun parkı bile kurdum ya pes bana.


18 Şubat 2011 Cuma

BAKTERİ


Basit bir kulak akıntısından başka bir şikayetimiz yokken nereden çıktı şimdi bu adı bile bir paragraf uzunluğunda olan bakteri.....
Durgun su ve topraktan bulaştığını söylüyorlar.Her çocuk kadar toprakla,kumla oynadı ki Talya.Durgun su dersen,  
mikrop kapacak korkusuyla neredeyse hiç sokmadık ki havuza.
Peki tedavisi için tamı tamına 12 adet antibiyotik iğne verdiğini söylemiş miydim?Fazlaca direngen çıktı bizim sevimsiz bakteri...
Ali elinde tahlil sonuçları hekim arkadaşlarının fikrini almakla , ben ise ağlamaklı mikrobiyolog arkadaşımızı aramakla meşgulüz hastaneden çıktığımızdan beri....
Offf cidden nereden çıktı şu lanet bakteri.....

27 Ocak 2011 Perşembe

GAZLI BEBEĞE İLAÇ

Talya kolikli ve gazlı bir bebekti.Neler denemedim ki o kolik krizlerinde acı elma yağları,masajlar,evde ki bilumum ses çıkaran elektrikli eşyalar(saç kurutma makinası,çamaşır makinasının sıkma programı,davlumbaz)termal su torbaları....ama hiç biri nihai bir çözüm olmamıştı.Doktorumuz gazı için çok zor durumda kalır isek Zinco adlı damlayı kullanmamızı salık vermişti. Mini minicik bir bebeğe bitkisel kökenli bile olsa ilaç vermek fikri beni iğreti ettiği için uzun süre kullanmamakta direndim.O süreçte bebeği olan anneler mucizevi bir ilaçtan bahsedip duruyorlardı.Öylesine etkiliydi ki en korkunç gaz sancılarını bile şıp diye kestiği söyleniyordu.Doktoruma içten içe kızıyordum madem böyle bir ilaç vardı  neden bize bu ilaçtan hiç bahsetmemişti ki.Hemen doktorumuzu aradım.Aman doktor derdime bir çare diyerek.Talya'nın genel durumundan bahsettikten sonra ilacı sordum.Bu ilacın Türkiye'de ruhsatlı olarak satılmadığını,güvenilirliği konusunda ise bilgi sahibi olmadığı için önermeyeceğini söyledi.En fazla 3 ay bu sıkıntıyı çekeceğimi minik kızımın dış dünyaya adapte olma sürecinde yapacağım en doğru şeyin onu sevmek ve sakinleştirmek için ona dokunmak,ninniler söylemek olduğunu söylemişti.
Öyle de oldu.Her ağladığında,her kriz anında kucağıma alıp ninniler söyledim minik bebeğime.Bol bol emzirdim.Büyüdükçe ağrıları,ağlama krizleri geride kaldı.
Tüm bunları neden mi anlatıyorum? Bugün gazetede okuduğum bir  haber yüzünden.Bahsi geçen o mucizevi ilacın ruhsatsız olarak satıldığını anadolunun küçük bir ilinde ki herhangi bir çocuk hekimi bilirken bunun sanki yeni olmuş bir olay gibi algılanması ve aşağı yukarı her çocuk hekiminin çok rahat bir şekilde bu ilacı reçetelendirmesi beni şaşırtan.
Haberin  tamamını okumak isteyenlere linki burada

5 Ocak 2011 Çarşamba

......

Talya hasta ve yine Ali uzakta,üstüne üstlük bu sefer ben de hastayım.Ana kız evde kah kızma birader,kah tombala oynayarak,karşılıklı ilaçlarımızı içerek yatıyoruz.Üstüne üstlük tek başına kotarmam gereken 25 kişilik bir doğum günü partisi de var.!!!!!!!!!
Off off ne halt edeceğim ben şimdi.....

12 Kasım 2010 Cuma

BEYNİM SULANDI


Çok kötüyüm çokkk.Burnum akmıyor adeta çağlıyor,gözlerim ise bu çağıldamaya eşlik edercesine şapır şupur akıyor her dem ağlak halde geziyorum.Bu kadar sıvı -farkındaysanız kibarlık yapıyorum sıvı diyerek ehe ehee :)-nereden geliyor yarapppimmm diye düşünürken dün gece kaynağı buldum.Beynim sulandı benim vallahi yaa beynim sulandı ve sümük -pardon sıvı- şeklinde vücuttan atılıyor.
Nereden bu kanaate vardın ey sümüklü blogger derseniz anlatayım.Gece battaniyenin altında hırk mırk fırt sesleri eşiliğinde yatarken bir anda konuşmaya aslında düşünmeye başladım.Ama düşündüklerim sesli olarak ağzımdan çıkıveriyordu.Hiç bir mantık süzgecinden geçmeden
-Beyaz gömleğimi bulamıyorum,yaa ben giderken siyah taytımın üstüne giyecektim onu
Ali;
-hangi gömlek
-nerede acaba dolapta yok ütü sepetinde yok alla alla nereye gider ki,adam gibi giyemeden kaybettim iyi mi?
-ya ne diyorsun anlamıyorum başka şey giy
-kesin alakasız bir yerden, çıkar benim adam gibi alışveriş yapmam lazım hiç giyecek bir şeyim kalmamış
-!!!!!!gülay iyi misin??
-yarına kıyma almak lazım karnıyarık yapayım yoksa o patlıcanlar çürüyecek dolapta.Taliş karnıyarık yemez ona da bezelye yaparım bir de pilav
-ateşin mi var senin
-daha bavul toplanacak,ütü yapılacak.Burnum da yara oldu yaa fırkkkk
Korkuyla Ali ateş kontrolü yapar
-yooo sesli düşünüyorum sadece.Delirdiğimi sandın dimi huha haa haaa
-yürü git kızım yaa korktum sen öyle anlamsız konuşunca
-ehi ehii ama bak cidden giyecek bir şeyim kalmamış acil alışveriş yapmam lazım

Bu replikler ben uyuyana kadar devam etti.Her muhabbetin sonunda ise "acil alışveriş yapmalayıma" bağladım olayı.Beynim sulandığı için söylediklerimden sorumlu olmadığımı düşünen koca ise beni çok da ciddiye almamış olacak ki he olur, tamam, bakarız minvalinde yuvarlak kelimelerle söylediklerimi  geçiştirip durdu.
Bu lanet durumun en keyifli yanı ise Ali'nin aman Talişede bulaştırırsın mikroplarını (ne sevgi dolu kocam olduğunu fark ettiniz sanırım) diyerek Talişin tüm bakım,onarım ve oyalama işlerini toptan üstüne alması oldu.
3 gündür talişi öpememek ise tam bir eziyet.Çok özledim cücemi mıncıklaya mıncıklaya öpmeyi.Gün içinde milyon kere çocuğunu öpen mıncıklayan ben mel'un mel'un bakıveriyorum sadece karşımdaki bu muhteşem güzelliğe.
Kısacası çok kötüyüm çokkk...

11 Ekim 2010 Pazartesi

3000 KM BAKIMI


Geceleri el ayak çekilince yazmaya alışkın olan ben,taşınma yorgunluğundan mıdır yoksa kullandığım ilaçlardan mıdır bilinmez saatler 22:00 yi gösterir göstermez esnemeye başlıyorum.Bu sebeptendir ki bu postu kahvaltıyı bitirmiş baba-kızı deniz kenarına yolladığım şu saatte yazıyorum.
Son günlerde sadece taşınma telaşı yaşamadık.Birde bunun üstüne küçük bir operasyon yaşadım.Sanırsam Talya'ya hamile kaldığım dönemlerde boynumun aşağısında (nasıl tarif edilebilir ki o bölge yahu kimileri döş,kimileri iman tahtası der ya hani işte tam orası) bir yağ bezeciği peydah olmuştu.Uzun süre ki ;bu uzun süre 4 yıl kadar çok da ciddiye almadım.Önceleri mini minicikken gürbüzleşip,semirmeye başladı benim yağ bezeciği.En son taşınma arefesinde patlamaya hazır bir volkan kıvamına erişip üstüne üstlük birde enfekte olunca tırsa tırsa doktorun karşısında buldum kendimi.60 lı yaşlarını sürmekte olan cerrah can'a en acıklı ses tonumla
-doktorrrr bu neee diye sorduğumda ağzının içinde bir şeyler gevelemeye başladı hayır koca kadrosundan azcık latince bilgim var sayılır.lipom mu bu diyorum yok diyor ee ne peki ???Sonunda anlaşılabilir tek bir cümle çıktı ağzından cerrah can'ın yarın ameliyat günüm açıp bakalım neymiş?Nasıl yaaa ameliyat mı ???Hadi canımmm!!!!!!!!!!!!
Ertesi gün ise sabahın kör bir saatinde cerrahi servisinde buldum kendimi.Gece internet denilen bilgi çöplüğünde okuyup okuyup kendimi zaten fena halde korkutmuşum.Birde operasyonun ameliyathanede olması benden mütemadiyen şu seslerin çıkmasına sebep oldu"yusuf yusuf"....
Yanı başımda cerrah can tarafından kesilmeyi bekleyen 3 adet kader arkadaşımla giydik mi mavileri (ömrümde şu ameliyat önlüklerinin arkasının kapana bilenine henüz rastlamadım )kıçımız açıkta, hac yolunda ki hacı adayları gibi düştük ameliyathane yollarına.Gider ayak koca kişisi tembihlemiş senin ki küçük bir operasyon ilk önce sen gir de çabuk çıkalım.Bunun üstüne, yaş ortalaması 40+ olan teyzelere sıkı bir depar atıp cerrah canın arkasında buldum kendimi.İşlem yaklaşık 5 dakika sürdü.Apse patlatıldı temizlendi...tekrarlayacağını o zaman tekrar gelmemi çıkan yağ kistini patolojiye yollayacağını söyleyerek beni uğurladı cerrah can.
Yardımcı personel beni ameliyathane asansörüne kadar uğurladı.Asansör de ise güvenlik görevlisi ve ben çıkmaya başladık aheste aheste katları......derken şiddetli bir sarsıntıyla asansör ara katların birinde arıza yapmaz mı ahan da ise karmaa sen hasta teyzelere depar atar mısın kaldın işte asansörde diye kendi kendime söyleniyorum.Sonradan adının Mehmet olduğunu öğrendiğim (ee 20 dakika boyunca bayağı ahbap olduk 2 metrekarecik alanda)görevlide bir panik,telsizle,cep telefonu ile sağı solu arayıp  asansörde ameliyat olmuş bir hasta ile kaldığını söyleyip duruyor.Öylesine dalmışım ki,neredeyse  kim ameliyat oldu ki diye soracağım.Yok benim ki önemli değil ben iyiyim desem de yazık duymuyor bile beni paniğinden.Mütemadiyen oturun lütfen iyi misiniz başınızı eğmeyin tansiyonunuz düşer deyip duruyor.Yok yahu ben iyiyim öyle ağır bir operasyon değil apse açtırdım sadece desem de beni pek takan yok.Dakikalar geçiyor kurtarma ekibi(ulen böyle yazınca da akut gelmiş gibi oldu haa)bizi kurtarmak için uğraşıyor ama Mehmette ki panik daha da artmış halde arada bana dönüp fan çalışıyor değil mi diye sorup duruyor:)çalışıyor bak geldiler birazdan bizi çıkarırlar sen merak etme diye bir şeyler geveleyip duruyorum.O ara ise tek düşündüğüm ise" len kıçım açıktaaa şimdi bu ara kattan aşağı zıplaması yada yukarı tırmanması var anasını satayım."....oluyor.
Aşağı yukarı 20 dakika sonra bizi çıkarıveriyorlar asansörden elim arkamda kıçımı tuta tuta aşağı zıplayıveriyorum.Tüm personel toplanmış tansiyonuma bakmak isteyenler yatın dinlenin diyenler
-yokk yahu iyiyim ben apse açtırdım apseeee
Bu fazla ilgili kalabalığı yarıp koca kişisinin yanına ulaşabiliyorum sonunda....Nerede kaldın merak ettim (merakından zaten 20 dakikadır bıraktığım koltukta beklemişsin)sorusuna ise verecek bin tane harika yanıt geçiyor kafamdan....ama en sakin ses tonumla asansörde kaldım diyebiliyorum.Aaaa o sen miydin dediğinde ise
-!-é^'^'+^+%&/(

Neyse ki şimdi iyiyim.Apsenin açıldığı yerde ki kocaman sponge ı saymazsak, görenler açık kalp ameliyatı oldum sanacak o derece büyük:)
Şimdi sıra ekmek yerken kırdığım,diş hekimimin İstanbul'a giderek tedavimi yarım bıraktığı ön dişime geldi:)süleyman demirel gibi geziniyorum etrafta ağzımı minimum derecede açarak konuşuyorum asla gülmüyorum.
Bu postun  ana fikri ise,sevgili blog yazarının 3000 km bakım zamanı gelmiş de geçmiş bilee;)
.

Not:Bu yazıyı yazarken işte bunu dinledim sizde dinleyin emi....

13 Nisan 2010 Salı

ATEŞLENDİKKK


Talya ateşli...ateş ölçer arabada,araba Ali de Ali nöbette kaldık mı eski düzen civalı termometreye.Evde bir yerlerde görmüştüm deyip sağı solu karıştırdıktan sonra bulabildim bizim emektarı daa kullanmayı bilmiyorum ki ben bu meredi mesela; kaç dakika tutulacak koltuk altında? çıkan sonuç bizim kulak ölçerdeki hangi değere yani kaç dereceye tekabül eder?birde hadi ölçtük  nasıl okuyacağım ben bu dereceyi oyy oyyyyyyyy
Bu saatte Ali yi arasam,adam zaten hastalık ve talya kelimelerini yanyana kullandığımda akli melekelerini kısa süreliğine  terk ediyor kaldık mı bir başımızaOturup pc başına küçük bir araştırma yaptım efem şincikk koltuk altından ateş takibi yapmak sağlıklı değilmiş,civalı termometre kullanmak ABD yasaklanmış, koltuk altından aldığım değer (benim cücede 38,5 ) kulaktan ve makattan 39,5 a tekabül ediyormuş,sağ kulakla sol kulak arasında yarım derece fark olurmuş (sormayın hangi kulak fazla diye valla aklımda değil )termometreyi 3 dakika tutmak yeterli olurmuş...miş miş de miş mişş
sonuç olarak azimli annenin elinden hiç bir şey kurtulmaz diyerek ateşini ölçtüm kuzunun her zaman ki gibi yüksek :(bin bir nazla şurubunu içirip uyuttum.
Not:Şimdi merak edeniniz olur hemen açıklıyayım bu bizim ateş ölçme zamanzingosu neden torpido gözünde diye.Talya arabada her zaman yaptığı gibi çantamı karıştırmakla meşgul olduğu bir gün çantamın demirbaşlarından ateş ölçeri arabada bırakmış.Kaç gündür de aklımdaydı iyi mi şu meredi eve çıkarmak işte murphy kanunları 3 yıldır çantan da taşı 4 gün yanında olmayıversin ve o 4 gün içinde çocuk ateşlensin hay bin kunduzz

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails